Sevilen Yaşlı
Mayıs 18th, 2008 at 18:37 (Felsefik Sözler)
Sevilen bir yaşlı, çiçek açmış kır gibidir.
Mayıs 18th, 2008 at 18:37 (Felsefik Sözler)
Sevilen bir yaşlı, çiçek açmış kır gibidir.
Mayıs 18th, 2008 at 18:35 (Felsefik Hikayeler)
Bir zamanlar bir kentte bilge bir kişi yaşıyormuş. Bu kişi çevresindeki insanlara yardımlar yapıyor ve bildiklerini onlarla paylaşıyormuş. Bu bilge kişinin ünü sınırları aşmış. Yanında çalışan ve ondan ders alan öğrencileri de varmış. Bu öğrencilerden birisi öğrenmeye çok arzulu görünüyormuş.
Bir gün bilge kişiye sormuş:
‘Hocam ben de sizin gibi bilge ve ünlü bir kişi olmak istiyorum, bana bunun sırrını açıklar mısınız?’
Bilge kişi:
‘Benim gibi olmak için bunu kuvvetle arzu etmen gerek’, demiş.
Öğrenciye bu yanıt yetmemiş. Ne kadar çok arzu etmesi gerekiyor, şu andaki arzusu yetmez mi, şeklindeki sorularla öğretmenini sürekli rahatsız ediyormuş.
Bilge kişi bakmış olacak gibi değil, bir gün öğrencisine ‘gel benimle’ demiş.
Yaşadıkları kentin dışına çıkmışlar ve bir gölün kıyına gelmişler. İkisi de göle biraz girmiş.
Bilge kişi öğrencisine gölde diz çökmesini söylemiş, öğrenci diz çökünce, öğretmeni onu boynundan bastırarak başını suya sokmuş. Öğrencinin başı suyun içinde, bir süre sonra çırpınmaya başlamış. Ancak bilge kişi onun başını, bütün gücünü kullanarak sudan çıkarmıyormuş.
Epey bir süre sonra bilge kişi onu bırakıyor ve genç adam başını sudan çıkarıyor, nefes nefesedir.
‘Hocam az kalsın boğulacaktım’ diyebilmiş.
Bilge kişi oralı bile olmadan:
‘Başın suyun içindeyken en çok neyi arzuladın’, diye sormuş.
Genç adam:
‘Tabii ki nefes almayı’ demiş
-Nefes almayı çok mu istedin?
-Evet!
Sonra bilge kişi ona şunu söylemiş:
-Yaşamda bir şey arzu ediyorsan, arzunun şiddeti işte bu kadar güçlü olacak!!!
Mayıs 18th, 2008 at 18:32 (Felsefik Hikayeler)
Uzakdoğu’da bir Budist tapınağı, bilgeliğin gizlerini aramak için gelenleri kabul ediyordu. Burada geçerli olan incelik; anlatmak istediklerini konuşmadan açıklayabilmekti. Bir gün tapınağın kapısına bir yabancı geldi. Yabancı kapıda öylece durdu ve bekledi. Burada sezgisel buluşmaya inanılıyordu, o yüzden kapıda herhangi bir tokmak, çan veya zil yoktu.
Bir süre sonra kapı açıldı, içerideki Budist, kapıda duran yabancıya baktı. Bir selamlaşmadan sonra sözsüz konuşmaları başladı. Gelen yabancı, tapınağa girmek burada kalmak istiyordu. Budist bir süre kayboldu, sonra elinde ağzına kadar suyla dolu bir kapla döndü ve bu kabı yabancıya uzattı. Bu, yeni bir arayıcı kabul edemeyecek kadar doluyuz demekti. Yabancı tapınağın bahçesine döndü, aldığı bir gül yaprağını kabın içindeki suyun üstüne bıraktı. Gül yaprağı suyun üstünde yüzüyordu ve su taşmamıştı.
İçerideki Budist saygıyla eğildi ve kapıyı açarak yabancıyı içeri aldı.
“Suyu taşırmayan bir gül yaprağına her zaman yer vardı.”
Mayıs 18th, 2008 at 18:30 (Felsefik Hikayeler)
Adam fısıldadı:
“Tanrım konuş benimle.”
Ve bir kuş cıvıldadı ağaçta.
Ama adam duymadı.
Sonra adam bağırdı:
“Tanrım konuş benimle!”
Ve gökyüzünde bir şimşek çaktı.
Ama adam dinlemedi onu.
Adam etrafına bakındı ve
“Tanrım seni görmeme izin ver” dedi.
Ve bir yıldız parıldadı gökyüzünde.
Ama adam farkına varmadı.
Ve adam bağırdı,
“Tanrım bana bir mucize göster!”
Ve bir bebek doğdu bir yerlerde.
Ama adam bunu bilemedi.
Sonra adam çaresizlik içinde sızlandı,
“Dokun bana Tanrım ve burada olduğunu anlamamı sağla!”
Bunun üzerine Tanrı aşağı doğru süzüldü ve adama dokundu.
Ama adam kelebeği elinin tersiyle uzaklaştırdı…
Ve yürüyüp gitti.
Mayıs 18th, 2008 at 18:02 (Denemeler)
Bunca bekçili silahlı evlar yok oldu gitti de benimki neden duruyor?Anlaşılan, diyorum, o evler bekçili, silahlı oldukları için yok olup gittiler.Korunmak saldırana hem istek veriyor, hem de hak kazandırıyor:Her korunma savaşçı bir kılığa girer ister istemez.
Montaigne